Sabrın ve özverinin timsali, Hazreti Eyyub’un eşi, Rahme Anne…

Hazreti Eyyub, bugünkü Şam civarında yaşıyordu. Çok zengindi. Yanında pek çok insana iş vermişti. Hazreti Yusuf ile kardeş çocukları idi. Allah (cc), Hazreti Eyyub’a çok çocuk vermişti. Üstelik çok fazla da mal vermişti. Koyunlarının sayısını bile bilmiyordu. Ama, nerde bir muhtaç varsa Eyyub (as)’a gelirdi. Yolda kalmış birini görse develerinden birini hemen ona verirdi. Hele o mübarek evin annesi, elleri öpülecek bir kadındı. Adı; Rahme Anne idi. Yakup Peygamber’in kızıydı. Çok iyi kalpliydi. Gün boyu misafirlerin, yolcuların yemeklerini pişirirdi. Her ihtiyaç sahibinin ihtiyacını giderirdi.

Eyyub (as)’un çocukları da kullukta çevrelerine her zaman örnek oluyordu. Babalarından öğrendiklerini çevrelerine öğretiyorlardı. Rahme Anne de etrafındaki komşu kızlarına öğütler veriyordu. Hazreti İbrahim, Rahme Anne’nin büyük dedelerindendi. Onun getirdiği İslam dinini yaşıyorlardı. Eyyub (as)’un ve ailesinin günleri böyle ibadet ve güzellikler içinde devam etmekteydi. Ama bu halden çok rahatsız olan biri vardı. O da şeytandı…

 

ŞEYTAN FİTNE PEŞİNDE

Evet insanoğlunun ebedi düşmanı şeytan. İçlerinde kıskançlık duygusu taşıyan ve kendine benzeyen insanları kandırmak isteyen şeytan, kötü fikirlerini bu insanlara öğütlemeye başladı.

– Tabi onun malı çok da böyle veriyor. Bakalım fakir olsa verir miydi? Sağlığı yerinde olduğu için Allah (cc)’a kulluk ediyor. Bakalım hasta olsa bu kulluğu eder miydi, diyordu.

Zayıf karakterli insanlar bir anda şeytanın bu yeni oyununa kanıvermişlerdi. Yine onun tuzağına düşmüşlerdi. O güzeller güzeli Şam şehri dedikoducuların dedikodularıyla çalkalanıyordu artık. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Gıybet yapmaya, Eyyub (as)’un arkasından iftiralar atmaya başladılar.

– Eyyub (as) şimdi çok zengin de onun için şükrediyor. Bizim gibi fakir olsa böyle şükretmezdi. Hep dua ediyor. Tabi çalışmaya ihtiyacı yok. Zamanı çok. Bol bol dua ediyor. Fakir düşse zaman bulup da hiç dua edemezdi. Malı mülkü çok. Onun için bize iyi davranıyor. Bir fakir olsun da bak kimseye bir şey veriyor mu? Şu boya, şu endema bak! Ne kadar da sıhhatli. Tabi daima şükredecek. Hele bir hasta düşse kesinlikle bu şükürleri etmezdi, diyorlardı. Allah (cc) hasetçinin hasedinden muhafaza buyursun.

 

BİRER BİRER HER ŞEYİNİ KAYBEDİYOR

Her yeni günde şeytanlıklar konuşuluyordu. Şeytan bu durma çok seviniyor, sinsi sinsi insanları kandırmanın tadını çıkarıyordu. Bu insanlar şeytan gibi düşünmeye ve şeytan gibi konuşmaya başlamışlardı. Hazreti Eyyub, Allah (cc)’ın kulu ve peygamberiydi. Allah (cc), kulu Eyyub (as)’u çok seviyordu. Zaten en büyük çileyi peygamberler çekerdi. Çekiyordu da. Ama bu mukaddes bir çileydi. Bu doğru yolun sonunda Allah (cc)’ın rızası vardı. Allah (cc), Eyyub (as)’le insanlara bir ders daha vermeyi dilemişti. Yine bir imtihan tüm ayrıştırıcılığı ile başlıyordu.

Allah (cc), Eyyub (as)’un ilk önce zenginliğini elinden aldı. Tüm hayvan sürüleri, kuzuları, koyunları, danaları, inekleri, develeri ve atları. Hepsi birer birer hastalanıp ölümüşlerdi.

Tarlaları kuruyup ürün vermez olmuştu. Bağlarından üzüm yetişmez olmuştu. Tüm meyve ağaçları da kuruyuvermişti.

Eyyub (as), birer birer her şeyini kaybediyordu. Allah (cc), kulu Eyyub (as)’u deniyordu. Dilediği gibi imtihan ediyordu. Onun bir sabır kahramanı olduğu bilinmeliydi. Yaşanmazı yaşayabildiği görülmeliydi. Bu haliyle meleklerden bile kıymetli olduğu ortaya çıkmalıydı. Bu imtihanı kazanacağını Rabbisi biliyordu. İstiyordu ki, tüm insanlık da bilsin. Eşi Rahme Anne de yanındaydı ve ona destek oluyordu. Onunla beraber sabrediyordu.

Please follow and like us: