Babil ülkesinin halkı çok mutluydu. Ancak bu halk kendisine verilen nimetlere şükür etmiyordu. Çünkü, Allah (cc)’a iman etmemişlerdi. Gökteki yıldızlara isimler takıp, yerde kendi elleriyle o yıldızı temsil eden birer put yapıyorlardı. Sonra da elleriyle yapıp süsledikleri bu putlara tapıyorlardı.

İşte bu Babil ülkesinin bir de zalim kralı vardı. Adı da, Nemrut idi. Nemrut bir gün kendisinin ilah olduğunu söylemeye başladı. Babil halkına kendisine tapmalarını emretti. Tam bu emrin geldiği sırada, Babil bahçeleri sararıp solmaya başladı. Tarlalar mahsul vermez oldu. Büyük bir kıtlık oldu. O zengin halk fakirleşti. Kendi yaptıkları putlara sığındılar. Yardım istediler. Ama nafile. Son çare olarak kral Nemrut’un yolunu tuttular. Nemrut halkını dinledi ve onlara:

– İlahınız benim, size yardım edeceğim, dedi.

Sonra halkından kendisine “ilahımız sensin” demelerini istedi. Diyenlere istedikleri; arpa, buğday ve yiyecekleri verdi.

Nemrut’un sarayındaki bilginler bir gün kötü bir haber getirdiler.

– Kral hazretleri! Bu sene bir erkek çocuk doğacak ve o çocuk büyüyünce senin krallığını yıkacak. Yıldızlar bize bunu böyle söylüyor, dediler.

Nemrut çok şaşırmıştı. Hemen askerlerini çağırttı ve şöyle emretti:

– Bu yıl doğan ve doğacak olan tüm erkek çocuklarını öldüreceksiniz. O çocuk ölmeli, dedi.

Askerler aldıkları emri hemen yerine getirmek için koşuşturdular.

Bu Babil ülkesinde Azer adında bir put ustası da yaşardı. Yaptığı putlara herkes hayran olurdu. Azer de bu haberi duyar duymaz hamile olan karısını dağda ıssız bir mağara kaçırdı. Oraya geceleri yiyecek götürürdü. Azer’in hanımı çok temiz kalpliydi. Putlardan da nefret ederdi. Bu mağarada Allah (cc)’a çok dua etti. Bir oğlu olsun istiyordu. Askerler kendisini bu mağarada bulamazdı.

 

BÜYÜK NEBİNİN DOĞUMU

Ve kutlu bir günde küçük bebeği dünyaya geldi. Adını İbrahim (as) koydu. O yıl boyunca orada yaşadılar. İbrahim (as) burada çok hızlı büyüdü. Kısa zamanda üç-beş yıl önce doğmş kadar vücudu gelişti. Annesi de oğlunu böylece mağaradan alıp evlerine getirdi. Yeni bir yıl başlamıştı. Artık askerler de bebekleri öldürmüyorlardı.

İbrahim (as), büyüyor gelişiyordu. Hali diğer arkadaşlarına benzemiyordu. Putperest insanlara çok şaşırıyordu.

– Ellerinizle yaptığınız bu şeylere mi tapıyorsunuz, diyordu.

Artık İbrahim (as) genç bir delikanlı olmuştu. O, Allah (cc)’a inanıyordu. Ama etrafını putperest insanlar kaplamıştı. En başta da put ustası babası Azer. Babasıyla konuşmaya karar verdi.

– Babacığım, dedi. Bu putu sen mi yaptın?

– Evet oğlum, dedi Azer.

– Peki, elinle yaptığın bu put nasıl oluyor da senin rabbin oluyor?

Azer susup kalmıştı. Şaşırdı. Diyecek bir şey bulamadı.

İbrahim (as) devam etti:

– Bu seni görüyor mu, duyuyor mu? Sana istediklerini verebilir mi?

Azer susuyordu. Ama o bir put ustasıydı. Koskoca ömrü yüzlerce put yapmakla geçmişti. Şimdi nasıl olur da yıllarca inandıklarını inkar edebilirdi? Hem bu putlar onun geçim kaynağıydı. Oğlu İbrahim (as)’e hiddetle bağırdı:

– Sus, dedi. Sus diyorum sana! Tanrılarımıza hakaret etme! Sakın bir daha onlara dil uzatma, dedi.

İbrahim (as) artık bu evde kalamazdı. Evden ayrıldı. İnsanları Allah (cc)’a imana davet etmeliydi. Bunu nasıl anlatmalıydı?

 

BEN BATIP GİDENLERİ SEVMEM

Evet, nasıl ki bir iğne ustasız yapılamazsa, bu dünya da yaratansız olamazdı. Evet bir yaratan vardı ve ismi Allah (cc)’tı. İşte bu gerçekleri, bu cahil insanlara, onların anlayacağı bir dille anlatmalıydı.

Bir gün Cebrail (as) gelip ona peygamberlik görevini tebliğ etti.

Cebrail (as) ona:

– Sen Allah (cc)’ın peygamberisin ve O’nun dostusun, dedi.

Artık tebliğ görevini alan İbrahim (as), halkın yanına gidip onlarla sohbet ediyordu. Ama bu sohbetini halkın anlayabileceği şekilde, onların seviyesine inerek yapıyordu.

Gökteki bir yıldızı göstererek dedi ki:

– Bu benim rabbim olmalı!

Bu sözü, o cahil topluluğa vereceği ders için söylemişti. Düşündürmek istiyordu onları. Sonra o yıldız kayboldu.

İbrahim (as): Ben batıp gidenleri sevmem, dedi. Demek ki bu rabbimiz olamaz!

İnsanlar iyice meraklanmaya başladılar. İbrahim (as), şimdi aynı şeyi gökte parıl parıl parlayan ay için yaptı. Ayı parmağıyla işaret ederek:

– Galiba rabbimiz bu.

Ama o da gecenin bitmesiyle batıp kayboldu. Öyleyse bu da ilah olamazdı. Güneş doğmaya başlayınca:

– İşte ilah dediğin böyle olmalı, dedi.

Ama akşam olunca o da kayboldu. O da batıp gitti. Yine:

– Ben batıp gidenleri sevmem, dedi.

Sonra kendisini dinleyenlere şu dersi verdi:

– Bunlar rab olamaz. İlah olamaz. İlah her şeyin sahibi olan Allah (cc)’tır. O birdir. Her şeyi yaratan O’dur. O bizi hiç yalnız bırakmaz. Her yaptığımızı görür. Sesimizi işitir. Dualarımıza cevap verir.

Maalesef halk ona inanmadı. Söylenerek etrafından uzaklaştılar. İbrahim (as), yalnız kalmıştı.

 

AHİRETTE DİRİLİŞ

İbrahim (as) kendini inziva çekmiş, sürekli ibadet edip dua ediyordu. Bir gün Rabbisine el açıp şöyle yalvardı:

– Ey Rabbim! Bana ahirette dirilmenin nasıl olacağını gösterir misin, dedi.

Allah (cc), Cebrail (as) vasıtasıyla sordu:

– Yoksa sen bunda bir şüphe mi taşıyorsun?

– Hayır Allah’ım, dedi İbrahim (as). Ben tam bir iman içerisindeyim. Ama görmek ve tam olarak bu hali yaşamak istiyorum. Allah (cc) Hazreti İbrahim’e şöyle emretti:

– Birbirinden farklı dört kuş tut. Onları eğit. Kendine alıştır. Çağırınca sana gelsinler. Daha sonra onların kafalarını kes. Etlerini dörder parçaya ayır. Her birinden ayrı ayrı birer et parçasını dört tepeye koy. Sonra aşağıya inip o kuşları isimleriyle kendine çağır. Göreceksin dirilip sana doğru uçarak gelecekler.

Hazreti İbrahim, Allah (cc)’ın dediklerini yaptı. Artık Allah (cc)’ın kudretini görme vakti gelmişti. En son safhada tepeden aşağı inip onlara isimleriyle seslendi. Seslenir seslenmez, Allah (cc)’ın sonsuz gücü, izni ve diriltmesiyle, kuşlar İbrahim (as)’e geliverdiler. İbrahim (as)’in dudaklarından şu cümleler döküldü:

– Allah-u ekber, Allah-u ekber! Büyüksün Allah’ım!

Bu ilahi güç, sonsuz kudret onu öyle kendinden geçirmişti ki, Allah (cc)’a olan imanını anlatmak ve peygamberlik görevinin gereklerini yapmak için tekrar Babil’e döndü. Artık Babil’de İbrahim (as), herkese Allah (cc)’ı anlatıyordu. İnsanların katı kalpleri yumuşamaya başlamıştı…

Please follow and like us: