İnsan, Allah (cc)’a yakın oldu mu; ayı da ikiye böler, denizi de ikiye yarar.

Musa (as), Allah (cc)’a kullukta eşsizdi. Saatlerce secde eder, gözyaşları içinde kullukta bulunurdu. Duaları reddedilmezdi. İşte şimdi de insanlığı kurtarmak için görev almıştı. Allah (cc)’a sonsuz bir sadakatle:

Ey Rabbim! Bana firavuna ve ona tapan zalimlere göstermem için mucizeler ver, diye dua etti.

Allah (cc), Musa (as)’ya asasını mucize olarak verdi. Musa (as) asasını her yere attığında bir yılana dönüşecekti. Mübarek elini kalbine koyduğunda da eli çevresine ışık yayacaktı. Hazreti Musa, Allah (cc)’ın kendine verdiği nimetlere şükretti ve dağdan indi. Hanımı ve çocukları, Musa (as)’daki değişiklikleri fark ettiler. Sordular. Hazreti Musa, Allah (cc)’la konuştuğunu söyledi. Olanları anlattı. Mısır’a doğru haftalarca yürüdüler. Musa (as) Mısır’da önce Harun (as)’un evine gitti. Orada bol bol hasret giderdiler. Allah (cc) kendilerine büyük bir sorumluluk vermişti. Ertesi gün firavuna gideceklerdi. Allah (cc) onlara firavuna iyi davranmalarını, güzel bir dille İslam’ı anlatmalarını emretmişti.

 

FİRAVUNUN SARAYINDA BİR PEYGAMBER

Ve iki kardeş firavunun sarayındalar. Firavunu Allah (cc)’ın birliğine iman etmeye davet ettiler. Tabi firavun hemen celallendi.

– Siz kimsiniz de benimle böyle konuşuyorsunuz, dedi.

Hazreti Musa: Allah (cc) bize peygamberlik görevi verdi. Biz Allah (cc)’ın elçileriyiz, dedi.

Firavun güldü. Musa (as) bu sarayda büyümüştü. Firavun onu çok iyi tanıyordu. Büyük bir ahlak sahibi olduğunu ve hiç yalan söylemediğini biliyordu. Ama firavunluk iman etmesine engel oluyordu. Musa (as)’ya eski günlerden bahsetti. Musa (as) bu sözlere güzel cevaplar verdi. Kıpti’yi asla öldürmek istemediğini belirtti. Bir zulmü önlemek için müdahele ettiğini söyledi.

Firavun, Musa (as)’ya şöyle karşılık verdi:

Madem sen peygambersin, öyleyse bize bir mucize göster. Musa (as) hemen elindeki asayı yere bırakıverdi. O asa bir anda kocaman bir yılan oluverdi. Allah (cc) bir mucize yaratmıştı. Firavun ve bilginleri şaşkındı. Musa (as) o kocaman yılanı eline alınca, yılan yeniden asaya dönüştü. Firavun şok olmuştu. Musa (as) elini de göğsüne koyup çıkarınca, eli ışık saçmaya başlamıştı. Kimse gözlerini o parlak elden alamıyordu. Bir el hiç böyle ışık saçar mıydı? Firavunun adamları iman etmeyi düşündüler. Fakat firavundan korkuyorlardı. Firavun onları öldürebilirdi.

Firavun, firavunluğunu bozmadan Musa (as)’ya şöyle dedi:

– Sen bir sihizbazsın. Bize gösterdiğin şey bir sihirdir. Öyleyse benim ülkemdeki sihirbazlarla yarışacaksın. Bakalım onları yenebilecek misin?

Bu adeta bir düelloydu. Musa (as) bunun sihir olmadığını belirtti ve firavunun teklifini kabul etti. Bir hafta sonra şehrin meydanında buluşmak için anlaştılar.

Firavun büyük gün için ülkesindeki bütün sihirbazlara haber saldı. Onları sarayında ağırladı ve onlara çok büyük hediyeler verdi. Onları çok iyi motive etmişti.

 

SİHİR Mİ MUCİZE Mİ?

Veee büyük gün gelmişti. Şehrin meydanında büyük buluşma gerçekleşti.

Musa (as) sihirbazlara: Önce siz hünerlerinizi gösterin, dedi. Sihirbazlar ellerindeki ipleri ortaya attılar. İpler birer yılan gibi gözükmeye başladı. Bu apaçık bir sihirdi. Sonrasında Musa (as) ileri atıldı ve elindeki asayı yere bıraktı. Asa yılana dönüştü ve sihirbazların hepsinin iplerini sildi, süpürdü. Musa (as) yılanı eline aldı ve tekrar asa oldu. İşte o an sihirbazlar ve meydandaki diğer insanlar:

– Bu kesinlikle sihir değildir. Bu ancak bir mucizedir. Mucize ise, Allah (cc)’ın emriyle olur, dediler. Ve hemen iman ettiler.

Firavun sihirbazların iman etmesine çok öfkelendi ve onları tehtid etti. Ancak bu eski sihirbazlar, yeni müslümanlar imanlarından dönmediler. Artık içleri huzur doluydu. Musa (as)’nın etrafında toplanmışlardı. Tehditlere boyun eğmediler. İmanın lezzetini almışlardı bir kere.

Tam bu sıra da firavun bir şok daha yaşayacaktı. Karısı Asiye de Musa (as)’ya iman ettiğini söyledi. Firavun iyice deliye dönmüştü. Karısı Asiye’ye zulme başladı. Ama karısı dönmedi. İnancından vazgeçmedi. Firavun, Asiye’nin imanından dönmeyeceğini anlayınca onu öldürttü. Asiye anne şehit olmuştu.

Firavun tüm ahaliye Musa (as)’nın sihirbaz olduğunu, kendisinin ise ilah olduğunu haykırıyordu. İnsanlar firavunun zulmünden korktukları için hiç ses edemediler.

O günden sonra İsrailoğlulları’na yapılan zulüm iyice arttı. Allah (cc)’a iman eden bu topluluk beddua etti. Mısır’ı çok büyük bir kıtlık sardı. Kıptilerin tarlaları kuraklık içinde kaldı.

 

DENİZİ İKİYE YARAN PEYGAMBER

Musa (as)’a Mısır’dan İsrailoğulları ile beraber çıkma emri geldi. Gece olunca yola çıktılar. Kızıldeniz’e doğru ilerlediler. Sabah İsrailoğulları’nı göremeyen Kıptiler hemen firavuna koştular. Firavun ordularını topladı ve arkalarından gelmeye başladı. Günler sonra Kızıldeniz kıyılarında inanlara yetiştiler.

Firavun: İşte yakaladım sizi, şimdi hepinizi öldüreceğim, diye haykırdı.

İnanlar firavunun ordusunu görünce endişelendiler. Önlerinde kocaman deniz, arkalarında dev firavun ordusu. Bu durumu gören Musa (as) inanlara şöyle seslendi:

– Ey iman edenler! Bizim sahibimiz Allah (cc)’tır. Korkmayın! Allah (cc) bize yardım edecektir.

Hazreti Musa, Allah (cc)’a yalvardı. Allah (cc) da Musa (as)’ya asasını denize vurmasını emretti. Musa (as) asasını denize vurdu ve deniz ikiye yarıldı. İnanlar denizin ortasından karşıya geçmeye başladılar. Firavunun ordusu da Kızıldeniz kıyısına iyice yaklaşmıştı. Ordu açılmış denize girdi. Musa (as) ve inanlar karşı kıyıya geçmişlerdi. Deniz kabarmış ve ortadan ikiye ayrılmış şekilde öylece duruyordu. Firavun ve ordusu tam ortaya geldiklerinde sular üzerlerine kapanıverdi. Boğulmamak için çırpınıyorlardı. Ama kaçacak yerleri yoktu. Çok geçmeden hepsi boğulmuşlardı. Firavun ise, son anını yaşıyordu. Can havliyle bağırmaya başladı:

– İnandım, Musa’nın Rabbine inandım, dedi.

Allah (cc) bu son anda gelen pişmanlığı kabul etmedi. Son andaki iman boşaydı. Kabul olmazdı. Ve firavun öylece ölüp gitti. Allah (cc) zalimlere hak ettikleri cezayı vermişti. Musa (as) ve inanlar kurtulmuşlardı. İman, küfre yine galip gelmişti.

Please follow and like us: