Salih bir kul, salih bir peygamber. Kayanın içinden deve çıkaran peygamber. Hazreti Salih…

Hazreti Salih, Semud Kavmi’ne peygamber olarak gelmişti. Bu kavim, mermer ustasıydı ve puta tapıyorlardı. Salih (as)’in peygamberliğini de kabul etmiyorlardı. Bir gün toplanıp Salih (as)’in yanına gittiler. Ve ondan bir mucize göstermesini istediler.

Salih (as) onlara:

– Ne göstermemi istiyorsunuz, dedi.

Onlardan kendini beğenmiş bir tanesi:

– İşte şu karşıdaki kayadan ağzındaki otları yiyen dişi bir deveyi çıkarıp bize göster, dediler.

Hazreti Salih onlara dönüp :

-Allah (cc) dilerse bunu bize gösterir. Yaratan yalnız Allah (cc)’tır. Ben O’nun elçisiyim. Biz inananlarla Allah(cc)’a dua edeceğiz. Rabbim ne dilerse o olur. Yalnız O’ nun dediği olacaktır, dedi.

Salih Peygamber ellerini kaldırdı:

– Allah’ım beni bu zalimler karşısında mahcup etme, diyerek Rabbisine yalvardı.

Allah (cc), Hazreti Salih’in duasını kabul etti. Hazreti Salih’le o zalim topluluk, tüm Semud halkının kayaların önünde toplanması için bir vakitte anlaştılar. Kararlaştırılan vakitte Hazreti Salih istedikleri deveyi Allah (cc)’ın izniyle kayadan çıkaracaktı.

 

KAYADAN ÇIKAN DEVE

Beklenen gün gelmişti. Semud halkı heyecanla şehrin büyük kayalığına doğru yürüyordu.

Yolda bir hain diğerine :

– Bugün bu iş bitiyor. Kayadan deve çıkar mı hiç? Ben Salih’e ”Yalancının tekisin, peygamberlik kim, sen kim” demek için sabırsızlanıyorum, dedi.

Diğeri kahkahalar atarak :

– Ben de bugün ona tükürmek istiyorum. ”Yalancısın sen !” diye bağırmak için sabırsızlanıyorum, dedi.

İşte beklenen an gelmişti. İnananlar Salih (as)’in etrafında büyük bir iman hali içinde son derece rahattılar. Putperestlerse bekliyorlardı.

Salih (as) onlara dönüp şöyle dedi:

– Şimdi Allah (cc) bu kayalığı yarıp size istediğiniz deveyi gösterecektir. O anda Allah’ın izniyle kayalıklar yarıldı. İçinden ağzındaki otları çiğneyen kızıl bir deve çıkıverdi. Semudlular şoktaydı.

İnananlar:

– Allahu ekber, dediler.

Hazreti Salih, Semud halkına dönüp şöyle seslendi:

– İşte istediğiniz mucize oldu. Şimdi sakın bu deveye bir kötülük etmeyesiniz. Allah (cc)’ın yarattığı bu topraklarda dilediği gibi otlasın. Eğer sözlerimi dinlemeyip deveye zarar verirseniz ilahi bir azapla cezalandırılırsınız.

Semudlular üzerlerindeki şoku atlatamadan o muhteşem köşklerine dağıldılar. Olmaz dedikleri şey olmuştu. Ama inanmamışlardı. İnanmıyorlardı. Küfür içlerine sinmişti. İmana niyetleri yoktu…

 

DEVEYE ZARAR GELİRSE ÜZERİNİZE AZAP GELİR

Hazreti Salih ve inananlar Allah (cc)’ın mucize olarak yarattığı deveye bir zarar gelmesini istemiyorlardı. Devenin şehrin su kuyusundan nasıl yararlanacağını Semudlularla karara bağladılar. Kuyu bir gün Semudlulara ve hayvanlarına, diğer gün deveye ait olacaktı. Mucize deve Allah (cc)’ın izniyle bir gün hiç su içmiyor, diğer gün kuyudan çıkarılan suyu içiyordu. Öyle de çok süt veriyordu ki…

İnananlar :

– Bu Allah (cc)’ın bize bir hediyesi, diyorlardı. Böyle süt veren bir deve daha önce hiç görmemişlerdi. Deve mucizesi, kafir Semudluları daha da azdırmıştı. Salih (as)’i ortadan kaldırma planları yapıyorlardı. Ama önce halletmeleri gerektiğini düşündükleri bir işleri vardı:

Deveyi öldürmek… Çünkü deve sularına ortak olmuştu. Yanlış yolda olduklarını deveye her baktıklarında hissediyorlardı. Vicdanları bunu söylüyordu. İçlerinden biri olarak gördükleri Salih, söylediği gibi peygamber miydi?

– Hayır, hayır, dediler. O da bizim gibi biri, peygamber değil! O ancak bir büyücü, bir sihirbaz olabilir, deyiverdiler. Onlara göre Allah (cc)’ın bir mucize olarak yarattığı deve de sihirliydi.

Ölmesine karar verdiler. Başlarında Kaddar isimli bir zavallı vardı. Kaddar isimli bu kişi, putperest zalim biriydi. Kendi gibi sekiz arkadaşını da yanına aldı. Bir plan yapıp deveyi keseceklerdi. Gizlice buluştular. Su içen devenin etrafına sinsice sokuldular. Bir anda gerdikleri yaylarındaki oklarını deveye fırlatıverdiler. İnanalar koşup geldiler. Gelseler de deve aldığı pek çok ok darbesiyle yere yığılmıştı.

Kaddar ve zavallı sekiz adam deveye bıçaklarıyla saldırıverdiler. Kolunu bacağını kestiler. Salih (as) çok üzülmüştü. O zalimlere dönüp şöyle dedi:

– Kendinize yazık ettiniz.Üç gün içinde ilahi cezaya çarptırılacaksınız, dedi.

Onlar da Salih (as)’i ölümle tehdit ettiler. Salih (as) de onlara :

– Bekleyin! Yakında hak ettiğiniz ilahi azabı göreceksiniz, dedi.

Salih (as) inananlarla birlikte kendi mahallelerindeki evlerine gitti. Allah (cc) ertesi gün o zalimlere azabını gönderdi. Yüzleri üstüne yere düşüyorlardı. Oracıkta öylece can veriyorlardı. Bir anda müthiş bir ses duyuldu. İlahi azap şiddetleniyordu. Kafirlerin yüzleri kızarıyordu. Adete yanıyor gibi kıpkırmızı kesiliyorlardı. Azaptan başlarını kaldıramıyorlardı. Hırıltılar çıkararak korku içinde ölüyorlardı. Koskoca köşkler, saraylar bomboş, sahipsiz kalmıştı. O imansız zalimlerden tek bir insan bile sağ kurtulamamıştı.

Allah (cc), Hazreti Salih’i ve iman edenleri bu azaptan rahmetiyle korumuştu. İnananlar hiçbir zarara uğramamıştı. Ama artık bu şehirde kalamazlardı. Hazreti Salih ve dört bin civarında iman eden müminler Yemen ülkesine doğru yola çıkmışlardı. Güneş bu imanlı kalabalığın yoluna ışığını sermekten zevk alır gibi ışıl ışıl parlıyordu. Yüzler gülüyor, gönüller huzurla doluyordu…

Please follow and like us: