Helak olmaktan belki de son andan kurtulan hiç bir kavim yoktu. Ancak Hazreti Yunus’un kavmi olan Ninovalılar, son anda helak olmaktan kurtuldular. Peki nasıl?

Çok eskiden bugünkü Irak ülkesinde güzel bir şehir vardı. Adı Ninova idi. Bu şehir bağlarla, bahçelerle bir gelin gibi süslüydü. Halkı bolluk içinde yaşardı.

Ama şehrin insanları aynı güzellikte değildi. Putlara tapmak en büyük adetleriydi. Ninova halkının yüzlerce putu vardı. Her şeye bir put yapmışlardı. Savaş günlerinde büyük putları “savaş tanırısı”na kurbanlar keser, yalvarırlardı. Barış günlerinde “barış tanrısı” dedikleri putlarına kazançlarının bir kısmını adamak zorundaydılar. Hemen her puta birçok hediye sunulurdu. Gece olunca da kralın adamları bu sunulan hediyeleri topalarlardı. Saray hazinesi bu hediyelerle dolardı. Zalim kral böylece daha da zengin olurdu.

Kendi kendine:

– Ben tanrının oğluyum, diyordu.

Askerlerine de:

– Siz de tanrının çocuklarısınız, diyordu.

Ninova halkının içinde Yunus Peygamber vardı. Herkese yaptığı iyiliklerle tanınırdı. Güzel huyluydu. Allah (cc)’a iman etmeleri için Ninovalılara her gün dersler verirdi.

Onlara şöyle seslenirdi:

– Ellerinizle yapıp sonra da taptığınız bu putlar nasıl tanrı olabilirler? Bakın, siz de görüyorsunuz ki onar ne duyarlar ne de görürler.

Ninovalılar vicdanlarında Yunus (as)’ın doğru söylediğini biliyorlardı. Ancak inanmak istemiyorlardı.

– Biz atalarımızın yolundan dönmeyiz, diyorlardı.

Fakat akılları Yunus (as)’un haklı buluyorlardı. Vicdanları yanlış yaptıklarını söylüyordu. Nasıl ki bir köyde iki muhtar olmuyorsa, bu düzende de birden çok ilah olamazdı. Bu apaçık bir dinsizlikti. Çok kötü bir yoldu. Akıl dışıydı.

Hazreti Yunus onlara:

– Bu yanlış yolu bırakın, hiç akıl edip düşünmüyor musunuz? Her şeyi yapan, tek olan Allah (cc)’tır, diyordu.

Yine de Ninovalılar, Yunus (as)’ın sözünü dinlemiyorlardı.

Ona:

– Sen tanrılarımızın gazabına uğrayacaksın, diyorlardı.

 

ŞİFA YALNIZCA ALLAH (CC)’TANDIR

Yunus (as) bir gün “şifa tanrısı” adını taktıkları kocaman putlarına yüzlerini, gözlerine süren insanlar gördü. Bunlar hasta Ninovalılar idi. Puta secde ederek şifa bulacaklarını zannediyorlardı.

Onlara şöyle seslendi:

– Şifa yalnız Allah (cc)’tandır. Bu put sizi duymaz, hem onu ellerinizle kendiniz yapmadınız mı? Bakın görüyorsunuz ki gökten uçan şu kuşun putunuzu kafasına bıraktığı pisliği bile ellerinizle siz temizliyorsunuz. Kendini bile koruyamayan bu canszı taş parçası size nasıl şifa verebilir? Şifayı Allah (cc)’tan isteyin ve yalnız O’na kulluk edin.

Ama maalesef yine Yunus (as)’ı dinlemediler. Yine şifayı putlardan dilediler. Yunus (as) çok şefkatliydi. Çok merhametliydi. Bıkmadan usanmadan doğruları anlattı. Tekrar tekrar anlattı. Ama Ninovalılar Yunus (as)’ı dinlemiyorlar, dinlemedikleri gibi de kin besliyorlardı. Ve Yunus (as)’u ölümle tehdit ediyorlardı.

Yıllar böyle geçmişti. Yunus (as)’a inanlar çok az kişiydi. Onlar ibadetlerini Allah (cc)’a yapıyorlardı. Hazreti Yunus’un gönlü, kavminin bu durumuna razı değildi. Ama bir türlü kavmi iman etmiyordu. Onlar inatla bildiklerinden dönmüyorlardı.

 

ALLAH (CC)’IN AZABI ÇOK ŞİDDETLİDİR

Yunus Peygamber, Allah (cc)’a yalvardı. O’ndan bu insanları terbiye edecek azabını göndermesini istedi. İnsanlar buna da güldüler. İnanmadılar. İşi dalgaya aldılar.

– Senin Rabbin gücünü göstersin de görelim bakalım, dediler.

Allah (cc), Yunus Peygamber’in duasını kabul etmişti. Çok kuvvetli bir rüzgar esmeye başladı. Ninova halkının yüzü toz toprak içinde kaldı. Hepsi korkuyla kaçıştılar. Evlerinde korku içinde titriyorlardı. Fırtınanın sesi bile ödlerini patlatıyordu.

Galiba, Yunus (as) doğru söylemişti. Ama bazı azgınlar hala inanmamakta direniyorlardı. Bunun bir doğa olayını söylüyordu. Ancak, rüzgar iyice şiddetlendi. Evlerin çatıları uçuyordu. Her yeri bulutlar kaplıyordu. Hayvanlar korkuyla kaçışıyordu. Ninovalılar korkudan titriyorladı. Yoksa biz yanıldık mı, demeye başlamışlardı. Ressam olmadan hiç resim olur mu? Fırtına kendi kendine kopabilir mi? Bunu bir yaratan olmalı. Doğa denilen şeyin aklı var mı? Hayır. Aklı da yok, fikri de yok. Doğayı da her şeyi de Allah (cc) yarattı. Artık anlamışlardı. Allah (cc) birdir, demeye başladılar. Akılları başlarına gelmişti. Gelen bu ilahi ikaz Ninovalıları düşündürmüştü.

Hemen toplandılar. Yunus Peygamber’in evine koştular. Ama Yunus (as) evinde yoktu. Ninova’yı terketmişti. Ama Allah (cc)’ın böyle bir emri yoktu. Kendisi bu zalim topluluğu öylece bırakıp gitmişti. Ninova halkı çaresiz kalmıştı. Yunus (as)’a iman edenlerin yanına gitmek geldi akıllarına. Hemen koşup gittiler. Ne yapacaklarını sordular. Bu arada azap bulutları iyice yaklaşmıştı. Herkes ağlıyordu. Çok pişmandılar. O birkaç müslüman onlara:

– Gelin Yunus Peygamber’in sözünü hep beraber söyleyelim. Umulur ki Allah (cc) bizi affeder, bu azabı da kaldırır.

Ninova halkı her beraber:

– La ilahe illAllah, Yunus Resulullah. Allah (cc) birdir, Yunus aleyhisselam da Allah (cc)’ın peygamberidir, dediler. Böylece tövbe ettiler. Bütün putları kırdılar. Doğru yolu buldular. Allah (cc)’a kul oldular. İslamiyet ne güzelmiş. Şimdiye kadar sapıtmış bir topluluktuk. Şimdi doğru yolu bulduk, dediler. Hepsinin kalbini huzur kaplamıştı. Çok mutluydular. Artık hidayet üzerineydiler.

Please follow and like us: