Bir kere bile off demedi. Bir kere bile şikayet etmedi. Hastalığa ve birçok müsibete sabır gösterdi. Hep Rabbine hamd etti. O büyük peygamber Hazreti Eyyub idi.

Malı mülkü bol olan ve sağlığı da yerinde olan Hazreti Eyyub Peygamber, bir gün öyle bir durumdaydı ki, hiç malı mülkü kalmamıştı. Hayvanları telef olmuş, bağ bahçeleri kurumuştu. Her şeyini kaybetmişti.

Eyyub (as), bütün bunlar karşısında hiç sarsılmamıştı. Tavrını hiç ama hiç değiştirmiyordu. Aynı haldeydi. Devamlı dua ediyordu. İbadet ediyordu. Şükürler ediyordu.

– Malı mülkü veren de, alan da Allah (cc)’tır, diyordu. Dünya bir deneme yeridir, imtihan yeridir, diye öğütler vermeye devam ediyordu. Şeytan amacına ulaşamamıştı. Ama şeytan yine saldırıya geçmişti. Orada buluna bir grup cahil topluluğu etkisi altına alıyordu.

– Eğer Allah (cc), Eyyub’u sevseydi, onun malını elinden almazdı. Şimdi onu ziyarete gidin. Hem geçmiş olsun dersiniz, hem de “Allah seni hiç sevmiyormuş, bak her şeyini kaybettin. Hiçbir şeyin kalmadı. Öyleyse Allah’a kulluğu bırak. Seni sevmeyene niye bu kadar secde ediyorsun ki? dersiniz, dedi.

O zavallı topluluk, Eyyub (as)’un evinin yolunu tuttular. Geçmiş olsuna gelmişlerdi, ama asıl niyetleri bu değildi. İçlerinden bir ihtiyar:

– Ey Eyyub! Sen Allah (cc)’a çok yaklaştığını sandın. Bak, Allah (cc) seni kulluğuna kabul etmemiş olacak ki, bu musibetleri sana verdi. Öyleyse sen de artık Allah (cc)’a duayı ve secdeyi bırak. Bunca ibadetinin karşılığı bu belalar mı olmalıydı? Eyyub (as) ise, şeytana uyan bu zavallı topluluğa uzun uzun nasihat etti. Allah (cc) bizi istedİği gibi imtihan eder. Biz imtihandayız. Rabbimizin aciz kullarıyız, şeklinde nasihatta bulundu. Onları tövbe etmeye davet etti. Ama o zavallı topluluk susup kaldı. Eyyub (as)’un imanı karşısında şaşıp kaldılar. Eyyub (as)’u dinler gibi yapıp oradan ayrıldılar.

 

TÜM EVLATLARI GÖÇÜK ALTINDA

Eyyub (as) ve ailesi çok fakir olmalarına rağmen hala hallerine şükrediyorlardı. Eşi ve kendisi bir gün yine tarlalarına gitmişlerdi. Tarla işleriyle uğraşırlarken birileri gelip, Eyyub (as)’a evinin çöktüğünü haber verdiler. Eyvah ki eyvah, Eyyub (as)’un tüm evlatları evin altında kalmışlardı. Bu ne büyük felaketti. Gelenler:

– Tüm malınızı kaybettiniz, şimdi de evlatlarınızı kaybettiniz. Demek ki Rabbiniz sizi sevmiyormuş. Sinsi şeytan yine bir kısım insanları kendine uydurmuştu. Rahme Anne ise metanetle onlara cevabı yapıştırmıştı:

– Veren de Allah, alan da Allah, dedi.

Eyyub (as) de Rahme Anne’nin gözyaşlarını sildi. Evet, imtihan daha da şiddetlenmişti. Şimdi sabır kahramanı olmayı sürdürme zamanıydı.

Hiçbir felaket, Eyyub (as)’u yıldırmıyordu. Rabbisine isyan emiyordu. Şeytana uyan bu topluluk hep şaşıp kalıyordu. Oradan hayretler içinde çekip gittiler. Hazreti Eyyub ve eşi Rahme Annemiz ise, gözyaşları içinde yalvarıyorlardı.

 

ELLER ŞİFA İÇİN HAVAYA KALKAR

Hazreti Eyyub’un hastalığı daha da artmıştı. Eyyub (as)’e hekimler geldi, ilaçlar verdiler ama nafile. Allah (cc), şifa vermedikçe, şifa gelmiyordu. Eşi Rahme Anne, Eyyub (as)’e her daim destek oluyordu. Bir melek kadar temizdi. Tüm sıkıntılara göğüs geriyordu. Çok sabrediyordu. Etraflarında ise hiç dostları kalmamıştı. Herkes yanlarından uzaklaşmıştı. Eyyub (as)’un vücudunu derin yalar sarmıştı. Çile ve ızdırap. Ama şikayet yok. Etraftakiler bu olanı duymuş, kapıya dayanmışlardı. İşte bir müsibet daha. Eyyub (as)’un hastalığının bulaşıcı olabileceğini söyleyerek onların oradan gitmesini istediler. Ve yaşlı karı-koca maalesef, şehri terk etmek zorunda kaldılar.

Eyyub (as)’un hastalığı dilline de sıçramıştı. O ana kadar ne şikayet etmişti, ne de hastalığını iyileşmesi için dua etmişti. Çünkü sağlıklı olduğu günler çoktu. Rabbisinden haya etmişti. Ama bu vücudundaki yaralar diline kadar ulaşmıştı. Artık ibadetini yapmakta zorlanıyordu. Ve Rabbisine ellerini açıp dua etti:

– Ey Rabbim! Bu niyazım şikayet değildir. Ancak sana kulluğumu yerine getirememekten endişe duyuyorum. Bana şifa ver ya Rabbi, der demez Allah (cc) duasını kabul etti. Allah (cc):

– Ayağını yere vur. Oradan çıkacak su ile hem yıkan hem de suyu şükrederek iç. Eyyub (as), Rabbisinin emrini yerine getirdi. Ayağını yere vurdu. Berrak bir su çıktı. Ondan hem içti, hem de onunla yıkandı. Allah (cc) ona şifa vermişti. Üstelik de gençleşmişti. Rahme Anne dışardaydı. Eve geldi ve Eyyub (as)’u böyle görünce önce tanıyamadı. Sonrasında ise tanıdı ve şükretti. Sevincinden secdeye kapandı.

Birlikte eski evlerine döndüler. Tarlaları yine ürünle doldu. Bağ bahçe yeşerdi. Yine çok zenginleştiler. Allah (cc) onlara eskisinden çok hayvan verdi. Malları çoğaldı. İşte bunlar o büyük sabrın dünyadaki mükafatıydı. Eyyub (as), şeytanı yenmişti. Ve bu zorlu imtihanı eşiyle birlikte Allah (cc)’ın izniyle vermişti.

Please follow and like us: