BİZ HARAM KORKUSUYLA HELAL OLAN YETMİŞ ŞEYİ TERK ETTİK

Halife Hazreti Ömer, Ebu Muse’l Eş’ari Hazretlerini bir yere vali tayin etmişti. Bir müddet sonra ona bir mektup gönderdi. Mektupta diyordu ki:

– İdarecilerin iyisi o kimsedir ki, insanlar onun sebebiyle iyi olurlar. Kötü olanı da, insanların kendi sebebiyle kötü olan kimsedir. Ey Ebu Musa! Sakın elini geniş tutma ki, o zaman insanlar da ellerini geniş tutarlar. Senin benzerin, otu çok yiyip semizlenen ve semizliği ölümüne sebep olan hayvan gibi olur. Çünkü semizlenen hayvanı, eti için keseler.

Bir gün Halife Hazreti Ömer, Hazreti Huzeyfe ile beraber oturup sohbet ediyorlardı. Halife Hazreti Ömer, Hazreti Huzeyfe’ye şöyle buyurdu:

– Ey Huzeyfe, Hazreti Peygamber sana münafıkların gizli hallerini söylemişti. Bende münafıkların hallerinden ne görüyorsun?

Hazreti Huzeyfe:

– Allah (cc) korusun, bunu nasıl söylüyorsun? Ben senin hakkında Hazreti Peygamberden böyle bir şey işitmedim.

Yine Halife Hazreti Ömer bir gün oturuyordu. Veradan bahsediyordu. Bir ara şöyle buyurdu:

– Haram veya şüpheli olur korkusu ile helal olan yetmiş şeyden elimi çektim.

Hazreti Ömer, yemek yerken yedi veya dokuz lokmadan fazla yemezdi.

 

BEN BÖYLE BİR BENZERLİK GÖRMEDİM

Bir gün yine Halife Hazreti Ömer yoksullara mal dağıtıyordu. Bir kişi yanında bir oğlan ile geldi. Halife Hazreti Ömer çocuğun babasına:

– SübhanAllah, bu ne benzeme! Bu çocuğun sana benzediği gibi hiçbir kimseyi görmedim ki, birbirine benzesin. Bunun üzerine adam şöyle dedi:

– Ey Müminlerin Emiri! Bu çocuğun bir takım acayip hallerinden sana haber vereyim. Ben bir yola gitmek istedim. Karım bu çocuğa hamile idi. Annesi bana, “Beni bu halde bırakıp gidecek misin?” diye sordu. Ben de; “Karnında bulunanı Allah (ra)’a emanet ederim” dedim ve yolculuğuma çıktım. Yolculuğumdan döndüğümde çocuğun annesi ölmüştü. Bir akşam komşularla konuşurken, karşımızdaki mezarlıkta bir ateş gördüm. Bu ateş nedir, diye sordum. Bana:

– Bu ateş senin karının mezarından çıkar. Biz bunu her gece görürüz, dediler.

Ben; SübhanAllah, o kadın namazını kılar, orucunu tutardı. Acaba bu ateş nedendir, diye merak ettim. Gittim kabrini açtım. Gördüm ki, bir lamba yanıyor. Bu çocuk da onun ışığı altında oynuyordu. O anda bir ses işittim. Bana şöyle diyordu:

– Bu çocuğu bize emanet etmiş idin. Şimdi sana veriyoruz.

Ben; ne olaydı anası da diri olsaydı, dedim. Bunun üzerine:

– Eğer anasını da bize emanet etmiş olsaydın, onu da çocuk gibi sana geri verirdik, diye bir ses işittim.

Please follow and like us: