Dağları delen, mermer ustası, saraylar diken bir kavim vardı. Adı; Semud Kavmi’ydi.

Binlerce yıl önceydi. Hicr isimli bir şehir vardı. Bu şehir halkı çok sanatkardı. Taşlara şekiller verirlerdi. Mermerleri yontarak saraylar dikerlerdi. Ustalıktaki şan ve şöhretleri her tarafa yayılmıştı.

Dağları deler, içlerine muhteşem evler, saraylar yaparlardı. Çevre şehirlerdeki insanlar onlara Semud kavmi derlerdi. Ne zaman kendi memleketlerine saray yaptıracak olsalar Semudlu bir usta bulur, çalıştırırlardı.

Semud halkı bolluk içinde yaşıyordu. Zenginliklerini evler, bağlar bahçeler, saraylar yapmaya harcıyorlardı. Ahirete ait hiçbir hazırlıkları yoktu. Oysa insanın ahirette kendisini kurtaracak bir eseri olmalıydı.

Semudlular Rablerini unutmuşlardı. Yazı bağlarındaki yazlık evlerinde, kışı sağlam kayalara oydukları kışlık evlerinde geçiriyorlardı. Yazlıkları, kışlıkları ayrı bu topluluk Allah (cc)’ın kendilerine verdiği bu nimetlere hiç şükretmiyorlardı. Her insanın içinde bulunan ibadet etme, bağlanma ihtiyacını putlarıyla gideriyorlardı. Yıllar önce Semudluların ataları olan Ad Kavmi de böyle yoldan çıkmıştı. Kendi peygamberleri Hazreti Hud’u dinlememişlerdi. İşte Semudlular da dedelerinin yolundan gidiyorlardı.

 

BABASININ OĞLU SALİH

Allah (cc), Semud Kavmine içlerinden bir peygamber göndermişti. Adı, Salih (as)’ti. Hazreti Salih’in babası Ubeyd, Semud Kavminin önde gelen zenginlerindendi. Halkın kendisine saygı duyduğu bilge ve asil bir insandı. Semudlular Salih (as)’e de “babasının oğlu” derler, çok saygı duyarlardı. Hazreti Salih, kendisine peygamberlik görevi verilince bu saygı ortadan kalktı. Semudlular, sen kimsin peygamberlik kim, demeye başladılar.

Salih (as) ise, Rabbisinin dinini kavmine anlatıyordu. Uğradığı hakaretler onu yıldırmıyordu. Durmuyor, yılmıyordu. La ilahe illAllah, deyin kurtulun diyordu. Ama kavmi putperestti. Allah (cc)’ın birliğine inanmıyordu. Salih (as)’in peygamberliğine de inanmıyorlardı. Bu bile onların iman dairesine girmesine mani idi. Yıllarca sevip saydıkları Salih (as)’e, artık düşman olmuşlardı. Şeytan gurur ve kibirlerini öne çıkarttırıp yanlış yolda kalmaları için onları aldatmıştı.

 

SEN PEYGAMBER OLAMAZSIN

Salih (as)’in sözlerini dinlememek için akla gelmedik maskaralıklar yapıyorlardı. Putlarına eskisinden daha çok adak adıyorlardı. Kendi elleriyle yaptıkları putlara daha bir özenle tapıyorlardı. İnsanoğlu için ne acıklı bir durumdu bu.

Salih (as) ise, kendisine iman edenlerle beraber Rabbisine secde ediyor, dua ediyordu.

– Ey Rabbim, kavmime imanı nasip et, diye dua ediyordu.

Her gördüğü topluluğa nasihatler veriyordu. Allah (cc)’ın emir ve yasaklarını öğretiyordu. Salih (as), var gücüyle Semud Kavmini dinsizlikten, imansızlıktan kurtarmaya çalışıyordu. Semudlular ise, binbir zevk içinde yaşadıkları bağları, bahçeleri, pınarları kendilerine hediye eden Rablerini tanımıyorlardı.

– Gözümüzle görmediğimize inanmayız, diyorlardı.

Semudlular artık Salih (as)’i dinlemek istemiyordu.

– Bu işe bir son vermeliyiz. Ondan peygamberlik iddiasından vazgeçmesini isteyelim. Eğer vazgeçmezse o zaman biz yapacağımızı biliriz, dediler.

Bir grup putperest toplanıp Salih (as)’in evine gitti. Ondan dışarı çıkıp yanlarına gelmesini istedi. Salih (as) yanlarına gitti. Onlara ne istediklerini sordu. İçlerinden biri Salih (as)’e dönüp şöyle seslendi:

– Salih, sen büyüye tutulmuşsun. Sen peygamber olamazsın. Mademki peygamberim diyorsun, bize bunun için bir mucize göster, dedi. Diğerleri de:

– Evet, evet, diye bağırıştılar.

Please follow and like us: