Hazreti Yunus, balığın karnında Allah’tan izin almadığını hatırlar ve çok üzülerek; bizlere de ders olan o müthiş duasını eder. “Allahım, senden başka ilah yoktur. Sen eksiklerden uzaksın ve yücesin. Ben zalimlerden oldum, nefsime zulmettim”.

Yunus (as), Ninova’da yıllarca içinde bulunduğu kavmine Allah (cc)’ın varlığını ve birliğine tebliğ etmişti. Ancak Ninova halkı azgındı ve putlara tapıyordu. Vicdanları, Yunus (as)’un doğru söylediğini bilselerde, bir türlü iman etmiyorlardı. Sonunda Yunus (as) dayanamamış ve Yüce Allah’a azabını yollaması için dua etmişti. Allah (cc) azabını göndereceğini beyan etmiş; ancak, Yunus (as)’a bu bölgeyi terketmesi gerektiğini bildirmemişti. Hazreti Yunus ise, azabın geleceğini ve o kavmin helak olacağını zannederek, burayı Allah (cc)’tan bir emir gelmeden terketmişti. Azab gelmiş ama kavmi tövbe ederek azaptan kurtulmuştu. Aslında Yunus (as)’un yurdundan çıkmasına gerek yoktu.

Yunus (as) olan bitenden habersiz günlerce yürümüştü. Peygamberlik görevini eksiksiz yapmıştı ama insanlar inanmamıştı. Çok üzülmüştü. Günler sonra bir deniz sahiline ulaştı. Orada hareket etmek üzere olan bir gemi gördü. Gemiye bindi. Hazreti Yunus’un çok etkileyici bir yüzü vardı. Gemidekiler onun çok özel biri olduğunu anlamışlardı. Fakat bu yolcu ağlıyordu. Ellerini açıp Rabbine yalvarıyordu. Kalbi huzursuzdu. Çünkü Rabbisi ona memleketini terket, emri vermemişti. Bu kararı kendi almıştı. Bu yüzden içi rahat değildi.

– Hata ettim, dedi. Ninova’ya geri dönmeliydi. Ama gemi çoktan hareket etmişti ve artık kendisini denizin ortasında buluvermişti. Gemi ilerlerken bir anda pat diye duruverdi. Gemidekiler çok şaşkındı.

– Bu gemi niye durdu, diye birbirlerine sormaya başladılar. Gemideki görevliler sağa sola koşuşturuyorlardı. Gemiyi incelediler her yerine baktılar. Ama gemide hiçbir arıza yoktu. Saatlerce uğraştılar ama gemi gitmiyordu. İnsanlar bağrışmaya başladı. Kaptan yolcuları susturdu.

– Demek ki içimizde bir suçlu var, dedi. O devirde bir suçlu gemide oldu mu, o gemi hareket etmezdi. Gemideki herkes o suçluyu aramaya başladı. Aslında Yunus Peygamber hariç gemideki herkes günahkardı. Fakat Yunus (as), Allah (cc)’tan izin almadan Ninova’yı terk etmişti. Bunu büyük bir hata sayıyordu. Allah (cc)’tan kendisini affetmesi için niyazda bulunuyordu. Bu sırada gemideki yolcular suçluyu aramaya devam ediyorlardı. Suçlu yoktu. Hep birlikte:

– Kura çekerek suçluyu bulalım, diye karar aldılar.

– Kura kime çıkarsa o cezalandırılacaktı.

Kendi aralarında:

– Cezası ne olsun, dediler.

– Denize atalım, diye kararlaştırdılar.

Kura çekildi. Çekilen bu kura Yunus (as)’a isabet etti. Aldıkları karar gereği şimdi onu denize atacaklardı. Lakin bu insanın çok özel biri olduğu belliydi. Gönülleri buna elvermedi. Kurayı tekrar çektiler. Ama yine Yunus (as) çıktı. Yine gemiden bu nur yüzlü zatı atamadılar ve tekrar kura çektiler. Ancak yine aynı sonuç. Bu sefer işin kaçarı yoktu. Aldıkları kararı uygulamaktan başka çareleri kalmamıştı. Çünkü üç defa aynı sonuç çıkmıştı. Demek ki, gemideki suçlu bu zat idi. Yunus Peygamber ise, bu duruma itiraz etmedi. Kendisini zaten suçlu görüyordu.

“Ey Allah’ım! Sen’den başka ilah yoktur. Sen bütün noksanlıklardan münezzehsin. Ben nefsime zulmettim, zalimlerden oldum” diyordu.

 

HAZRETİ YUNUS DENİZDE

Gemidekiler istemeselerde, Hazreti Yunus’u denize atmak zorunda kaldılar. Artık her şey onun aleyhindeydi. Saatler geçmiş, gece olmuştu. Etraf kapkaranlıktı. Sular dehşetliydi. Tam da bu sırada büyük bir balık gelip Yunus (as)’u yutuverdi. Çaresizdi. Dilinden düşürmediği duasını denizin ortasında, balığın karnında sürekli tekrar ediyordu. Gecenin karanlığı her yeri kaplamıştı. Ümitlerin tükendiği bu anda Allah (cc) duasını kabul etti. Yunus (as)’u balığın karnından kurtardı. Allah (cc)’ın sözü her şeye geçerdi. Denize de, balığı da emretti. Balık, Yunus Peygamberi sahile çıkardı.

Yunus (as) sahildeydi. Balık, Allah (cc)’ın emrini tutmuştu. Yunus (as) balığın karnında çok hareketsiz kalmış ve çok bitkin düşmüştü. Bir ağaca yaslandı. Ellerini Rabbisine açtı ve O’na hamd etti. Kabak ağacının yaprakları üzerini örtüyordu. Islak bedenini sineklerden koruyordu. Bir keçi gelip memesini Yunus (as)’un ağzına dayadı. Onu emip karnını doyurdu. Birkaç gün sonra tamamen iyileşti. Eski gücüne kavuşmuştu. Artık Ninova’ya geri dönme zamanı gelmişti.

Yola çıktı. Günlerce yürüdü. Zaten halkı da onu arıyordu. Özür dilemek için onu bekliyorlardı. İşte o anda Yunus (as) şehre yakın bir yerde bir grup Ninovalı’yla karşılaştı. İçlerinden bir adam Ninova’ya doğru koştu.

– Müjdeler olsun, Yunus (as) geldi diye, bağırdı.

Artık halk bayram ediyordu. Şimdi herkes yollara dökülmüş, onu karşılamaya hazırlanıyordu. Çok mutluydular. Boşa geçen yıllarını telafi etmek istiyorlardı. Yunus (as)’tan öğrenecekleri çok şey vardı. Hazreti Yunus, Allah (cc)’a hamd ederek Ninova’ya girdi. Artık onlar; Allah (cc)’ı ve peygamberlerini çok seven bir topluluk olmuşlardı. Şehrin dört bir yanında “Allah-u ekber” sesleri yükseliyordu. Bu, Ninova için adeta bir bayram günüydü.

Please follow and like us: