Babil’de kendine ilah diyen bir kral vardı. Adı; Nemrut idi. Oysa İbrahim (as), bir ve tek olan Allah (cc)’tan bahsediyordu.

İnsanlar düşünmeye başladı. Bu dünyanın çok merhametli bir sahibi vardı. Her şey O’nun emrindeydi. İbrahim (as)’in doğru söylediğini anlamaya başladılar. Bu durum zalim kral Nemrut’un kulağına gitmişti. Nemrut kendini ilah biliyordu. Oysa İbrahim (as) tek olan ilahtan bahsediyordu. Hemen İbrahim (as)’in yakalanıp saraya getirilmesini emretti. Öyle de oldu. İbrahim (as)’i saraya getirdiler. İbrahim (as), sözlerine şöyle başladı:

– Ey Nemrut! Allah (cc) birdir. Dirilten de O’dur, öldüren de. Ve ondan başka ilah yoktur. Ben de O’nun kulu ve elçisiyim. Sen de Allah (cc)’ın aciz bir kulusun. Kendini ilah ilan eden Nemrut çok öfkelenmişti. Ayağa kalktı.

– Ben ilahım. Ben de öldürürüm, ben de diriltirim, dedi. Ve bunu ispat etmek için hapisten iki adam getirilmesini emretti. Nemrut biri öldürttü, diğerini ise, serbest bıraktırdı.

– Gördün mü bak, birini öldürdüm, diğerini dirilttim, dedi.

– İbrahim (as) ise şöyle karşılık verdi:

– Öldürmek de diriltmek de bu değildir. Allah (cc), güneşi doğudan doğdurur. Haydi sen de batıdan doğdur, dedi.

Bu mümkün değildi. Nemrut uzun müddet düşündü. Hiçbir cevap veremeyince odasına gitti. İbrahim (as)’e karşı büyük bir kin duyuyordu. Artık İbrahim (as), susmalıydı. Halka anlatmamalıydı. İbrahim (as) hiçbir şeye aldırmadan peygamberlik görevini yerine getirdi. Hep anlattı. Hep öğretti. Bazen onu dinlemediler. Bazen alay ettiler. Hafife aldılar. O ise hiç yılmadı.

BALTALI PUT YAPMIŞ OLMASIN

Babil halkının büyük bayram olarak kutladıkları günleri vardı. O günde toplu halde bir tapınakta duran putlarını ziyaret ederlerdi. O putlarına yemekler ve meyveler götürürlerdi. Daha sonra bu yiyecekleri kendileri yerlerdi. Bu bayram da böyle yapacaklardı. Büyük bir kafile putlara gelerek yiyecekleri sundular. Daha sonra evlerine döndüler. Öğlen tekrar gelip yiyecekleri alacaklardı. İbrahim (as), öğleden önce tapınağa gitti. Elinde büyük bir balta vardı. Tüm putları kırdı. Ancak en büyüğü olan puta dokunmadı. Baltayı da onun boynuna astı. Öğlen olup Babil halkı geri döndüklerinde, bir put hariç tüm putların kırıldığını görünce deliye döndüler. Bunu yapsa yapsa İbrahim (as) yapardı. Kral Nemrut’a olup biteni anlattılar. O da İbrahim (as)’in yakalanıp tapınağa getirilmesini emretti. Halk heyecanla ne olacağını merak ediyordu. Herkes toplanmıştı. İbrahim (as) getirildi. Nemrut büyük kin ve öfkeyle:

– Sen mi kırdın bu putlarımızı, dedi.

İbrahim (as), herkesi düşündürmek istiyordu. Akıllarına bir kapı açmalıydı. Herkes kendi iradesi ve mantığıyla doğruyu bulmalıydı. Öyle bir söz söylemeliydi ki, bu sapık yolun saçmalığı ortaya kendi kendine çıkmalıydı. İbrahim (as):

– Şu boynunda balta olan büyük put yapmış olmasın bunu! Bakın o hepsinden büyük. Diğerlerini paramparça etmiş. Onları kıskanıyor. Kendi büyüklüğü ortaya çıksın diye o yapmış olmasın, dedi.

Halk hep bir ağızdan bağırıştı:

– Olur mu öyle şey? Hiç bu cansız put, balta kullanabilir mi? Eli mi var, canı mı var bunun dediler.

İbrahim (as) tam da aradığı cevabı almıştı.

– İşte ben de size hep bunu söyledim, durdum. Bu duymayan, görmeyen, kendilerini bile koruyamayan putlar ilah olamazlar, dedim. Bakın sizler de aynı şeyleri kendiniz söylediniz. Olmaz dediniz. Evet, Allah (cc) birdir. Gelin “La ilahe illAllah” deyin ve kurtulun, dedi.

Nemrut çok endişelendi. Halk gerçeği görmüştü. Nemrut’un ilahlığı uçup gidecekti. Hemen ileri atıldı bağırıyordu:

– Yakalayın ve yakın bunu…. Hemen!

İbrahim (as) yakalandı ve zindana atıldı. Diri diri yakılacağı günü orada bekliyordu. İman edenler çok üzülüyordu. Kendi aralarında:

– Rabbimiz, İbrahim Peygamberi koruyacaktır, diyorlardı.

Zalim Nemrut ise, çok büyük bir ateş yakılmasını emretti. Halk haftalarca dağlardan odun topladı. Öyle bir ateş yakıldı ki, alevleri gökyüzünü kaplıyordu. Ateşin çok uzağına bir mancınık düzeneği kurulmuştu. İbrahim (as) buradan ateşin içine fırlatılacaktı. Böylece Nemrut denilen zalim, İbrahim (as)’den kurtulmuş olacaktı.

ALLAH (CC) BANA VEKİLDİR

Zaman gelmişti. İbrahim (as)’i zindandan çıkardılar. Mancınığa yerleştirdiler. O sırada Allah (cc), büyük melek Cebrail (as)’i gönderdi. Cebrail (as):

– İstersen şu ateşi üfleyip söndüreyim ya İbrahim, dedi. İbrahim (as):

– Hayır, dedi. Rabbim Allah (cc) beni görüyor. O beni bu zalim topluluğun eline bırakmaz, benim yardımcım Allah (cc)’tır. O ne güzel vekildir, dedi.

Cebrail (as), Hazreti İbrahim’in bu sözlerini çok beğenmişti. Selam verip ayrıldı. Zalimler mancınığın ipini kesti. İbrahim (as), adeta uçar gibi ateşe gidiyordu. Tam ortasına düştü alevlerin. Zalim Nemrut, bu iş bitti diye düşündü. Ama Allah (cc), peygamberini bir zalime yedirmedi. Bir mucize yarattı. Ateşe; “Ey ateş! İbrahim’e serin ve selametli ol” emrini verdi. Ateş onu yakmadığı gibi güzel bir bahçeye dönüştü. İbrahim (as)’e hiçbir şey olmamıştı. Babil halkı çok şaşkındı. Ve artık inanıyorlardı. Nemrut ise zalim ama zavallı biriydi. İbrahim (as) de halk da Allah (cc)’a secde ettiler. Nemrut ise, bunu yapmadı. Gururuna yediremedi.

– O bir sihirbaz, diyerek iftira attı. İlahınız benim, diye haykırdı.

Tam o anda Allah (cc), küçük bir sineğe emretti. O zalim Nemrut’un burnundan içeriye, beynine giriverdi. Öyle rahatsız olmuştu ki Nemrut, ne yapacağını şaşırmıştı. Hemen sarayına döndü. Hekimler çağrıldı. Geldiler ama ne çare! Hiçbir şey yapamıyorlardı. Nemrut’un ise başı çatlarcasına ağrıyordu. Başını duvarlara vuruyordu. Öyle kafasına vura vura can verdi. İşte zalimlerin sonu buydu.

Please follow and like us: